Onder Yuce Where the weird happens

24Şub/102

Birbirinden beslenen Amerikan ekonomisi

Abd'de karayolu agi genis ve orumcek agi gibi kompleks oldugundan eger arabaniz varsa arabanizda illaki bir gps aleti tasimak Islam'in 5 sartindan biridir.O yuzden evin yakinindaki Radioshack adli elektronik alet edavat tedarikcisi ve saticisinin yolunu tuttum.Etrafimda herkes tomtom adli firmanin gps ini kullandigindan bende tomtomu tercih ettim.Klasik suru mantigina uydum tabi.Halbuki daha ucuz bi gps aleti vardi nerdeyse ayni ozelliklere sahip.Ama eger bi urun hakkinda hicbirsey bilmiyorsaniz ve nette arastirdiktan sonra nerdeyse birbirinin aynisi ozelliklere sahipse alacaginiz alet cevrenizdekiler ne kullaniyosa o olsun.Bunun ister psikolojik ister bilimsel yonleri olabilir tartisabiliriz ama simdiki bahsetcegim konu bu degil. Evet urunu sectim begendim ve kasada hanim kizimizin depodan urunu getirmesini beklemeye koyuldum tabi benimle birlikte gelen amerikan kulturu ile buyumus kuzenim hemen etrafa saldirmaya basladi abi su indirime girmis alalim mi , abi i home lar 30 dolara inmis alsana vs diye. Halbuki indirime giren i home degil i home gorunumlu hoparlorler idi.Onune I pod Touch koyarak hoparlorlu alete i home havasi katarak sazan avlama pesindeler.

Neyse dilinde piercing , burnunda hizmali , agzini yayarak konusan sarisin muhtemelen obezite standartlarinda amerikan kizimiz elinde benim gps aleti diger elinde ise 3 tane urun getirdi. Masaya biraktigi urunler arasinda benim tomtom markali gps cihazi ile birlikte deri gps cihazi kutusu, gps cihazinin ekraninin cizilmesini onleyen ince naylondan ekran koruyucu ve gps cihazi icin belkide hic kullanmayacagim sacma sapan soket takimi getirdi.Oncelikle garanti satin alip almak istemedigimi sordu ben ise yanninda standart olarak vermiyolarsa ustune para verip almak istemedigimi soyledim ilk taarruzu basariyla atlattim.Amk madem urettigin urunu kalitesinden ve devamliligindan emin degilsin ne diye satiyosun bide utanmadan yaninda garanti satmaya calisiyosun.Iyi biz bosuna muhendislik okuyoruz valla orta kalite yap mali yaninda da garantisini sat muhendislik nerde kaldi o zaman?(kirilmalara karsi degil bu garanti sadece bozulmaya karsi)Sonra gps cihazinin yere dusurup kirilmamasi icin deri kutuyu isteyip istemedigimi sordu onuda basariyla savusturdum ama durum artik dayanilmaz hal almisti zira actim ve bir an once tomtomumu alip yagli , gobekli vucudumu yandaki subwaye atmak istiyordum.Sonrasinda ise gps cihazinin ekraninin cizilebilecegini ve yol tarifini goremeyebilme ihtimalimden dolayi koruyucu alip almak istemedigimi sordu iste o anda benim simsekler cakmaya basladi.Ulan gormeyi engelleyecek kadar gps cihazi bi kazaya maruz kalsa,  gps calisirmiki be gerizekali.Aslinda hararetli bi tartismaya girmeyi isterdim ama dedigim gibi hem actim hemde ne zaman boyle icimdeki siniri bosaltip agiz dalasina girmek istesem ingilizcede sacmalamaya basliyorum.Neyse sinirli olarak'' i just want to buy device '' diyerek kadinin bana kakalamaya calistigi soketlere sira gelmeden parayi odeyip dukkandan ciktik.Her ne kadar tezgahtar kiza sinirlensemde isin asli aslinda farkli ve baska boyutta.
Burda anlatmak istedigim Amerikan ekonomisinin cok odakli olarak birbirinden beslenmesi. Basit bir Gps cihazindan case logic adli sirket gps kilifi-kutusu satarak faydalanacak, adini bilmedigim bir baska firma ekran koruyucu satarak bu satistan kendine fayda saglicak, bir diger soket firmasida ayni sekilde..

Bir diger ornek ise hemen 10 dk sonra Subway'de yasandi.Basit bir chicken buffalo sandiwichine ranch sosu, mayonez, aci sosu, bbq sosu,ketcap,aci ketcap,hardal , amerikan peyniri, prevelone, cheddar chese ve diger adini bilmedigim yiginla sos ve peynir cesidi var ve cogu fix olarak menulere konuyor. Basit bir sandvic satisindan bile bir cok sektor ozellikle amerikan peynir ureticileri(bir baska yazi dizisi olabilir. ingilizlerle girdikleri cheddar cheese -white cheese mucadelesi) kazaniyor.

Nba maclarinda etrafta istemediginiz kadar sos, pecete gibi aldiginiz urunu tamamlayan urunler bol olarak bulunmakta.ister ihtiyaciniz olsun ister olmasin.Yani  washington dc'deki nba takimi washington wizards maclarindaki nachos satisindan Kentucky'deki cheddar cheesee ureticiside , san fransisco da jalapeno ureticisi de kar yapiyor. Aman sizde benim gibi nachos u sade yemeyi sevenlerdenseniz gozunuz tezgahtarda olsun zira daha siz agzinizi acmadan nachosnun ustune erimis cheddar cheese, aci domates sosu, aninda basur yapan jalapeno biberlerinden boca edilmistir bile..

Amerika da bir sandvic bir hamburger bir pizza siparis ettiginizde genelde icinde ne olsun degil icinde ne olmamasini soylemeniz gerekmekte.Cunki bu ulkede is sektorleri birbirlerini kullanarak birbirinden besleniyor.Amerika da bir markete girdiginizde sade bir patates cipsi bulmak cok zor. Hepsi cheddar cheese, white cheese, jalapenolu bilmem neli cips. Basit katkisiz, sossuz sade patates cipsleri kucuk reyonlarda arada kalmis sekilde ve DIGER EKSTRA SOSLU, PEYNIRLI CIPSLERDEN DAHA PAHALI.Hollywood filmlerinde gordugumuz devasa boyuttaki dondurmalarda ayni sebebten oturu gokdelen gibidir.Cikolata sosu, vanilya tozu, seker tozu, m&m sekerli degisik degisik sekerler..sirf degisik turdeki seker ureticilerine de para kazandirmak icin.Nasi olsa maliyet ayni.

Sonuc olarak bu topraklarda eger bir urunu oldugu gibi almak istiyorsaniz ,o urun icine bircok sey katilmis urunden daha pahali...

11Şub/100

Tavuk boku kuresel isinmaya yardimci olur ve bizi zengin eder mi?

West Virginia'da tavuk ciftligi bulunan Josh Frye devasa ciftligindeki kumeste yetistirdigi tavuklari isitmak icin gasifier denilen bi process  kullaniyor.Gasifier'in gorevi tavuklar icin gerekli olan 90 F lik sicakligi uretmek.Bu sicakligi uretmek icin red neck amerikali arkadasimiz Josh Frye yillik 30.000 $ lik Propan gazi kullanmak zorunda.Propan gazi yandiginda atmosfere carbon gazi vermekle beraber dogayi tehdit ederek ''global warming'' in ekmegine yag surmekte.Bunu goren red neck Josh amcamiz ciftliginde yillik 800.000 tavugun bulundugunu animsayarak bu tavuklarin boklarindan gerekli olan isi enerjisini elde edip edemeyecegi kafasina dank etmis ve sonunda gerekli olan sicakligi %80 oraninda bu tavuk bokundan(manure) elde etmis.Buraya kadar hersey Hurriyet gazetesinin dis haberler servisi menseili sikkodan haber gibi gelebilir.Ama bu tavuk boku(manure) reaksiyona girdiginde cikti olarak carbon yonunden zengin biochar denilen bir fertilizer yani bir cesit gubre , topragin verimini arttiran bir madde ortaya cikartiyor. Bunun yaninda bu biochar topragin verimini arttirmakla beraber kuresel isinmanin bas tetikleyicisi olan carbon gazinin topraga baglanmasini 100 kat arttirici bir islev goruyormus The Maryland University arastirmalarina gore.Tabi rock & roll dinleyip elden budweiserini eksik etmeyen bizim Red Neck Josh Frye bu isi ticarete dokmede gecikmemis. E tabii yillik kapasitesi 800.000 tavuk olan ciftligi yilda 600 ton tavuk boku ,gunde 9.000 pound biochar uretiyor.Daha simdiden New Jersey'e kadar genislikte bi pazar yaratmis kendine ve ilk olarak 1.000 $ degerinde biochar satmis o cevre etrafinda.Ayni zamanda Josh Frye amcamiz innovasyon calismalarina bile baslamis ve urettigi biochardaki carbon miktarini arttirmaya calisiyormus. Bunu yaparken urettigi biocharin tadina bakiyor ne kadar eksi ve yutulmayacak derecedeyse biochardaki carbon orani o kadar iyi diyor. Tabi Red Neck Josh amcamiz espiri yapiyor laf aramizda Amerikadaki Red neckler her ne kadar kaba saba,ayi,  Turkiye ile kiyaslarsak Sivas yoresi insani olsalarda cok espirili insanlardir. Saka bir yana bu carbon orani icin duzenli olarak universitelere ve belli kuruluslara ornekler gonderiyor ve biocharinin kalitesini korumaya ve arttirmaya calisiyor.Daha simdiden risk yatirimcilarinin kiskaci altinda kalan Josh The Red Neck cogu greenpeace tarzi kuruluslarin mercegi altina girmeyi basarmis ki Al Gore'un bile dikkatini cekmis. Soyle diyor Al Gore(Turkceye cevirmiyim asiti kacmis cola gibi olur yoksa) : ''The chicken poop could be worth more than the chickens'' .. ilahi Al Gore sen adami oldurursun diyerek Serdar Turgut yavsakligini da elden birakmayayim.Is o kadar ciddi yani eger ABD de bir isin basina venture investorslar ususuyorsa ki Josh Frye amcamizin basina ususmuz o isin yatirimcilik icin deger bir pazari olusacagi kesindir.Icinizden hangisinin bu yatirima girecek cesareti ve parasi var bilmiyorum ama bu dunyanin bi kosesinde boyle seyler ile voleyi vuran insanlar var onu bilin yeter ve dunyanin memuriyetle ve yahut Kayserili ,igrenc cok yagli tandir kebabi yemis, yaglarin akp biyigina bulasmis bir sekilde BMW X5 ne binen bir kobicinin altinda 3-5 kurusla muhendislik yaparak hayatin gecmeyecegini aklinizdan cikartmayin.
Eger sizde Amerikalilar gibi salaklik cizgisi ile biraz ustunde gelip gidiyorsaniz asagidaki grafik ile yukarda sacmaladigimin aslinda ne oldugunu anlayabilirsiniz.

15Nis/090

A 101

a 101
Daha önce kısaca bim'e değinmiştim. A 101 de yine bildiğimiz Zapsu familyasının sermayesi ile kurulmuş bir hard discount marketler zinciri. Yaptığım 2 ziyaretin altında göze çarpan detaylar şunlar.

İyi
-Meyve reyonu piyasaya göre aşırı ucuz ve taze.
-konserve ve bakliyat reyonu diğer marketlere göre daha hesaplı( 1 ytl civarı).
-Ferah market tasarımı.
-ürün çeşidi bolluğu.
-Bim de göremediğimiz tekel markalar.
-küçükyalı şubesindeki kasiyer daşş gibi.
Kötü
-Alkollü ürün yok
-Ürün etiketleri havalarda, görmek maharet istiyor.
-tek kasa var.
- dondurulmuş gıda reyonu göze batıyor , bir düzen yok, buz dolabı değiştirilmesi gerek.
-ismine ısınamadım, teyzelerin bime gidiyorum demesi, a101 e gidiyorum demesinden daha bombastik.

26Mar/090

Halil Pazarlama

halil

Bir zamanlar Bizimkiler dizisi vardı. Türk televizyon tarihindeki ilk adam akıllı dizilerden(belkide birkaçından biri). Karakterler cuk oturmuş , konular gündelik olaylar üzerine gelişirdi. Şimdiki gibi kastırınç senaryo düzeninden uzakta, ilk izleyeni bile içine alan bir diziydi. Neyse dizide hastası olduğum  iki karakter vardı biri Cemil karakteri , diğeri de Halil Pazarlama 'nın sahibi Halil bey. Bu adamın yaptığı çakallıklar, bakkalını ayakta tutabilmek için başvurduğu köylü kurnazlıkları ve ilginç ar-ge çalışmaları( halil pazarlama kapınızda anonsu ile dolaşan 3 tekerlekli triportör) ilgincime giderdi. Etrafında o kadar hazır yiyici varken( 2. karısı, eniştesi yengeç ve asalak 2 oğlu , damadı Cafer:) hepsini dize getirir , kendisini yemeye çalışmalarına rağmen ortak bir denge kurardı. Belki de hiç sevmediğim sokak bakkallarına sırfHalil Pazarlama sayesinde  sempati ile bakarım.

Gelelim asıl konuya.İstanbul'da yaşayıp da okuldan, işten eve giderken akşama yenilecek birşeyler almak için kaçımız bakkallara gidiyor? ya Bim ya Carrefour ya da migros gibi marketlerden akşama yenecek şeyleri alıyoruz.Bakkaldan en fazla marketlerden almayı unuttuğumuz ekmek, ya da sigarayı alıyoruz. Burda hemen ''istanbulda üniversite okuyan kemalist  öğrenci tavırlarına girip bakkallar bizim değerimiz, mahallelerimiz değerleri onları koruyalım, onlardan alışveriş yapalım'' saçmalığını önermeyeceğim. Çünki kimse parasını sokakta kazanmıyor ve markette taze olan ürünü bakkalda bayatlama ihtimalli olarak etiket fiyatından pahalıya almaz. Eskiden bakkallar tutuluyordu çünkü yatırımcı yoktu, markalarda illaki ürünlerini bakkalda pazarlıyorlardı falan filan. Bi sürü neden sayabiliriz ama konumuz bu değil. Olan oldu  bundan sonra bakkalar nasıl kurtulur düşünmeliyiz. Fiyat olarak marketlerle yarışmaları imkansız, (nedenlerini az çok tahmin edersiniz tekrar sayıp kafa ütülemeye gerenk yok ) kalite olarak da yarışmaları bir hayli zor gözüküyor. Çünki bir ürünün markette raf süresi 2 gün ise bakkalda 1 haftaya kadar uzuyor. Yani bildiğimiz satış, pazarlama, kalite, ücretlendirme açısından marketlerle sidik yarıştırmaları imkansız peki ne yapabilirler marketlerden farklı olarak?

b

Öncelikle olayın hizmet ve  Sunuş şeklini ele almalılar.Mesela ;

1-İnternet olanaklarını kullanmalılar. Nasıl mı ? Öncelikle dandik bir bilgisayarda olabilir ya da 400 liraya taksitli lap top dokunmaz ona satılıyor.çok basit bakkal amcamız hatmeyıl dan bir mail alır ve msn i yükledikten sonra mahalledeki öğrencilerin msn lerini ve diğer ailelerin msnlerini tek tek alır kaydeder listesine bakkala gelip giderlerken. Zaten öğrenci milleti üşengeçtir msn de Bakkal Mahmut Amcayı gördüğü anda ihtiyacı için markete gideceğine bakkaldan söyler , arada ikide muhabbet ederler işler nası dayı , şu ''karşı apartmandaki Bengü uğruyomu'' filan hesabı böylece öğrenci milletinin sempatisini kazanır marketlere nazaran. Karı Koca işte çalışan aileler de ifonundanmı artık evindeki netindenmi siparişi varsa  zaman kaybetmeden siparişlerini verirler bakkala. Bu çalışan kesim bonkör olur bozuk parada bahşiş diye verirler sanki bakkal taş attı da kolu yoruldu. Böyle bir yöntemle fark yaratabilir marketlere nazaran. Olmadı bu sayede aldığı bilgisayar ve internet ile başka sektörleri tanır bakkalı kapatır en azından (:

2-Yine hizmet açısından bakkallar bu süpermarketlerde bulunan çek çek arabalardan 3-4 tane alıp kapıya koyabilirler.Bu çek çek arabalar yapılan araştırmalara göre insanda alışveriş yapma iştahını kapartıyormuş.  Bu arabaları doldurmak isteyen tüketim manyağı mahalle sakinleri bakkal ın raflarını boşaltmayı kafaya koyabilirler (: olmadı aldıkları şeyler az olsa bile o arabalar ile evlerine poşetleri rahat rahat taşırlar. Amaç burda müşteriye değer verme vurgusunu yakalamak.Çünkü çoğu süpermarket çek çek arabaları dışarıya çıkarılmasına izin vermiyor yurt dışındaki gibi otopark kavramları olmadıkları için, olanlarda nüfuz cüzdanı istiyorlar.

3-Alkol satın!! evet illegal olsada dolap altı, merdiven altı alkol satın.Cem Yılmaz'ın 3 milyon ytl vergi verip Dogan  holdingin 5 milyon ytl verdiği ülkede siz mi doğrucu davutsunuz?Ama abartmayın sadece Efes satın.Ayrıca alkol ,yanında başka şeyleri almayı tetikleyen bir içecektir. Cipsi var , kuruyemişi var, içen için sigarası var.. var oğlu var. Ama Efes satığınızı sadece öğrenciler bilsin.Hatta msn iletisine öğrencileri alkol tüketimini arttıracak şeyler yazın. Off Efes içiyorum hayat bana  güzel diye (:

4-Yeni gelen ürünlerden msn üzerinden reklamını yapın. Mesela abla süper bi ezine peyniri geldi denemek istermisin , abla ekmek yeni sıcak fırından geldi yolliyimi diye. Artık Ev hanımlarının ve Seda Sayan izleyici profilininde internete ve özellikle msn 'e ilgisi artıyor. Çünki yıllarca tek zevkleri Seda Sayan olan bu kitle interneti keşfetti. Yemek tarifi için Emine S. Beder'i beklemiyor televizyona çıkması için nette yazıp buluyor. Yani size msn den sipariş vermesi ona çok orjinal gelecek ve bişey yapıyorum hissi kazandıracak.

Benim fikirlerim bunlar sizinkileride yorum kısmına bekliyorum..

bz

Bana bu postayı atmamda ilham verici olan Halil Pazarlama sahibi Halil amcaya gerçek ismiyle Oktay Sözbir'e burdan ruhu şaad olsun diyorum.

Edit: O meşhur şarkısını dizideki sayko Sabri Bey'e yaptırmış ve parasını ödememiştir(: onun yerine çelik kapı hediye etmiştir.

Halil Pazarlama Kapınızda

söz : Sabri Bey & Ayla Hanım

müzik:Sabri Bey

Vokal:Sabri Bey & Ayla Hanım

müjde müjde

geldi işte

hanımlar geldi işte kapınızda

halil pazarlama

halil pazarlama

halil pazarlama

kapınızdaa..


24Mar/090

Triz , nami diger Teoriya Resheniya Izobretatelskikh Zadatch

genrich
Okulu bitiriyorum hiç bir endüstri mühendisliği konusu bu kadar ilgimi çekmemişti.Tabi kalite, verimlilik bi yere kadar ilgimi çekmişti ta ki Halit Kasa trizden bahsedene kadar.

Triz bir çeşit yaratıcı problem çözme kuramı , mucidi ve geliştiricisi zamanında kominist baskıdan ve Stalin'den çok çekmiş Genrich Altshuller adındaki rus bilim adamı. Triz hakkında şimdilik bildiklerim bir yenilik, patent üzerine olduğu.Birbirine zıt terimleri kullanarak bir yenilik ortaya çıkarma gibi ilginç bir  endüstri mühendisliği disiplini. Genrich amcanın Triz konusu hakkında yazdığı bir kitap mevcut ;And Suddenly the Inventor Appeared: TRIZ, the Theory of Inventive Problem Solving..
Kitabın Türkçe çevirisi Dr. Bülent AKAT tarafından elma yayınlarından Ve Birden Mucit Ortaya Çıkıverdi: Triz , Yaratıcı problem çözme kuramı adı altında mevcut. Hemen kitapyurdu.comdan sipariş ettim. Kitap elime biraz önce geçti ve giriş yazısından daha ilk başta etkiledi Genrich Amca beni .

Kitap , 78 problem , bu problemlerin çözümü ,Yöntemler, Etkiler ve Püf noktalar diye 3 bölümden ibaret. Umarım kitabı okuduğumda trizin mantığını kavrarım.İlginç bulduğum problemleri ve çözümleri burda paylaşacağım.. Şimdi kitabın giriş yazısı ile sizi Genrich Amca ile başbaşa bırakıyorum.. Çok ilginç bir yazı.
---
Bölüm 1
Kuramın Başlangıcı

İmkansız
Hayatımda ilk kez bir mucitle karşılaşmam 2. Dünya Savaşı'ndan önceki döneme rastlar.Bakü'de yaşadığımız o yıllarda 4. sınıfa gidiyordum.Bir gün okuldan dönerken bozuk bir trafo cihazının yanında canları sıkkın bir şekilde sigara içmekte olan bir grup tamirci gördüm.Tamirciler yüksekteki tuğla platformunun üzerinde duran siyah renkli büyük trafoya bakıyorlardı.Bir metreden daha yüksekmiş gibi duran tuğla yapının üzerindeki trafo daha çok görkemli bir anıtı andırıyordu.Anlaşılan , insanlar bir vincin gelip bozuk trafoyu götürmesini ve yeni bir trafo monte etmesini bekliyordu.
Akşam ödevimi gaz lambası ışığında yaptım. O gece ve daha sonraki iki gece elektriksiz kaldık. O günlerde vinçler çok nadir bulunan değerli araçalrdı. Bu yüzden vinç bulmak öyle kolay bir şey değildi. İşlerini ne zaman bitireceklerini bilmeyen elektrikçiler bu durumdan yakınıyordu.
O güne kadar 11 numaralı dairede bir mucidin oturduğunu bilmiyordum.Kütüphanecilik yapan bu komşumuzun ertesi gün trafoyu platformdan aşağıya indireceğine dair söylentiler yayılmaya başlamıştı.Apartmanımızdaki her kiracının bir takma adı vardı. Bunlardan bazıları ''Kostya Amca'' veya ''Vlad Amca'' gibi oldukça saygı değer isimlerdi. , ancak kütüphanecinin adı sadece ''kütüphaneci'' idi.
Kütüphanecinin onca ağırlıktaki trafoyu nasıl indireceğini çok merak ettiğimden o gün son derse girmedim. Trafonun olduğu yere tam zamanında varmıştım. Arka bahçemizin girişinde içi buzlarla dolu bir at arabası vardı. İşçiler oradaki buzları bir bir arabadan alıp üzerine trafonun bulunduğu platformun yanına koyuyorlardı.
Öncelikle bir şeyi açıklamam gerekiyor. O zamanlar elektrikli buz dolaplarımız yoktu. İlkbahardan sonbahara kadar her gün bir at arabasu evlere mavimsi buz kalıpları getirirdi. Aileler buz kalıplarını satın alıp ahşap kutulara doldururlardı. Bazen de buzları sadece kovalara veya tencelere koyarlardı.
İşçiler buz kalıplarını trafoya taşırken kütüphaneci de kalıpları tek tek plarformun yanına diziyordu.Buzdan yapılan yeni yükselti tuğla temelin boyuna ulaştığında buzların üzerine tahta bir plaka yerleştiriyordu. Daha sonra işçiler demir çubuklar kullanarak trafoyu yavaşça tuğla platformundan buzun üzerine kaydırdı.
Ağırlığın etkisiyle buzlar gıcırdadı. Ancak buz kalıpları çok düzgün bir şekilde yerleştirildiği için, buzdan yapılan blokta herhangi bir çökme olmadı. Son olarak kütüphaneci buzların üzerini bir kumaş parçasıyla örttü.Hepimiz orada durmuş hayretle olan biteni izliyorduk.Kısa bir süre sonra erimekte olan buzların altında ufak bir su birikintisi oluşmaya başladı. İlk başta akan su miktarı fazla değildi. Ancak buzun erimesi sonucu akan sular kısa süre içinde daha da fazlalaştı.Çünki Bakü'de eylül güneşi yaz güneşi kadar güçlüdür.
Takma adı ''hazine'' olan sevimsiz ihtiyar( en büyük hazinelerin nerede gizlendiğini bildiğinden emin olan bu adamın tek sorunu vardı: O yerlere gidecek parası yoktu) da dahil olmak üzere bahçedeki herkes buzun gerçekten çok iyi bir fikir olduğunu söylüyordu. Micheal Amca( artık herkes kütüphaneciye adıyla hitap etmeye başlamıştı) portatif sandanlyesine oturmuş elindeki gazeteyi okuyordu. Ancak arada bir örtünün kenarını kaldırarak erimekte olan buza bakmayı da ihmal etmiyordu.
buz
Ertesi sabah hemen bahçeye koşmtum. Trafı çoktan yarı seviyeye kadar inmişt. Pazar günü olmasına rağmen işçiler hala oradaydı. Bez örtünün altından sular akmaya devam ediyordu. Çok şaşırmmıştım. Herkes gibi ben de buzun eriyen bir madde olduğunu biliyordum. Ama trafonun bir buz kalıbı üzerine kaydırılabileceği ve buzun erimesi sayesinde trafonun yere indirilebileceği kimsenin aklına gelmemişti. Nasıl olmuştu da bunu Micheal Amca dışında kimse düşünememişti?
Eskiden sadece nesneleri soğutmaya yarayan bir şey olarak görülen buz , yepyeni bir işlev kazanmış adeta bir vinç gibi kullanılabilen bir araç haline gelmişti. Belki de buzu bundan başka işler yapacak şekilde kullanmak mümkün olabilirdi. Bir anda hemen her şeyin asıl işlevinden başka amaçlar için de kullanılabileceğini düşünmeye başladım.
İşte o anda sihirli bir sözcüğün kesin olarak farkına varmıştım: Buluş yapmak. Micheal Amca'nın yaptığı işin kesinlikle bir buluş olduğu kanısındaydım.Bence o artık tam bir mucitti. Belki bir gün birileri çıkıp gazetede onun hakkında bir makale yazardı; hele de bir yolunu bulup yeni trafoyu yüksekteki tuğla platformun üzerine çıkarmayı başarabilse.
Pazartesi günü vinç geldi. Yeni trafo platformun üzerine yerleştirildikten sonra eski trafo götürüldü. Elektirikçiler yeni trafoyu monte ettikten sonra boyacılar marangozun yeniden yaptığı kabini bir güzel boyadılar.Yapılması gereken bütün işler nihayet tamamlanmıştı. Bu olay bana koşullar ne olursa olsun hatta en ''ümitsiz'' durumlarda bile bir probleme çözüm bulmanın her zaman mümkün olabileceğini öğretti. Her an bir şeyin icat edilebileceğini ve çok basit gibi görünen bir şeyden son derece şaşırtıcı ve harika sonuçlar ortaya çıkarabileceğini anlamıştım.
İlk patentimi aldığımda heniz 10. sınıftaydım. Daha sonra yaptığım başka buluşlar da oldu. Patent bürosunda çalıştığım günlerde başka mucitlerle tanışma olanağı buldum. Her geçen yıl yaratıcılık mekanizması konusuna daha fazla ilgi duyar oldum. Buluşlar nasıl yapılıyordu? Mucidin zihninden ne geçiyordu? Çözümler nasıl oluyor da bir anda ortaya çıkıveriyordu?
Siz de bir mucit olmak istermisiniz? Öyleyse aşağıdaki problemleri çözmeye çalışın.

---
İşte Triz , yani Теория Решения Изобретательских Задач yani Teoriya Resheniya Izobretatelskikh Zadatch yani The Theory of İnventive Problem Solving yani Yaratıcı Problem Çözme Kuramına böyle başlıyorum.Kitaptaki diğer ilginç problemleri buraya yazıp sizlerle paylaşacağım.

İn Triz We Trust

Yukardaki Genrich Amca'nın hikayesini okurken mutlaka fon müziği olarak şu şarkıyı dinleyin , küçük Genrich in Kominizm rejimi Rusya'sını hissedeceksiniz.

Blind Guardian- The Bard's Song

22Mar/090

Paketleme

po

Marketlerden aldığımız içeceklerin kutusuna para verdiğimizin , coca cola'nın kutusunun içindeki coladan daha pahalı olduğundan haberdarmıydınız?10 tl civarı bir şarabın başında bulunan mantar'ın o şarabın maliyetinin %40 -%60 ını oluşturuduğunu biliyormuydunuz? Neden? çünki mantarın elde edildiği mantar ağacının( latincede Quercus suber) soyu tükenmekte ve dünyada sadece portekiz , ispanya ve kuzey afrika ülkelerinin sahil şeridinde yetişiyor.
ok
Mantar bu ağacın yüzeyindenki kabuğun iç yüzeyinden yapılıyor ve baya meşakkatli işlemler sonucunda şarap mantarına dönüşüyor.Dolayısıyla beğenmediğimiz köpek öldürenin mantarı astarından daha pahalıya mal oluyor.

Coca Cola'da da durum aynı 330 ml lik Coca Cola 'nın tenekesi , içindeki coladan daha pahalı. Cola sektöründe 330ml lik bir bir colada tenekenin ürüne göre maliyet oranı %70 civarı.Aynı şey az biraz hata payı ile cam şişelemede de geçerli.

Birada da durum aynı cola sektörü gibi cam ve metal şişelerde maliyet oranı %70 civarlarında.

Memba sularında ise paketleme oranındaki uçurum daha fazla.Nedeni ise hammaddenin çok daha ucuz olmasından dolayı. Allah vergisi kaynaktan direk membalama ohh mis iş.Küçük şişelerde kar marjı oranı membaya göre daha fazla.
memba

Gelelim asıl yere. Dünyadaki öz kaynaklar tükeniyor. Mantar ağacı, metaller, organik ürünler.. Bu İçecek devlerinin mallarını satmaları için paketlemeye ve dolayısıyla paketlemede kullanılan hammaddelere ihtiyaçları var. Şirketler için geriye 2 seçenek kalıyor ya sattıkları ürünlerin paketlerini geri dönüşümle kazanacaklar büyük yatırımlar yapıp geri dönüşüm tesisleri kuracaklar (ki aşırı pahalı ve üretim planlama için sorun oluşturuyor)ya da tüketicilere yerinde satım yapacaklar seyyar bir şekilde .Aklınıza hemen sokak satıcılığı gelmesin.Koskoca Coca cola sokak aralarında cola satacak hali yok heralde. Paketlenmiş şekilde ürün sattığı yerlere(market, tekel vs..) toz olarak getirecek, orada karışımı yapacak ve depo sistemi ile malı üreticiyle buluşturacak.(Mc donalds, Burger King, Arby've   KFC deki  sistem tamamiyle bu, cola toz olarak gelir ve cola karışım restoranlarda elde edilir).

Bunun diğer bir değişik yöntemi ise bozuk para ile cola aldığımız makinelerden litre hesabı cola almak.Tüketiciye minimum paketleme maliyeti , maksimum kar ile ürünü gagalamak pardon satmak.

Bu dediğim olay elbette önümüzdeki 10 yıl içerisinde hayal. İçecek sektöründe paketlemede tamamen petrole bağımlı olunduğu düşünüldüğünde , en iyimserinin bile 50 yıl sonra petrolun tükeneceği öngördüğü ve günde 1 milyon (yazıyla bir milyon) teneke coca colanın tüketildiği bir dünyada yukardaki abzürd öneriler hiç de kaçınılmaz değil.

Tüm coca cola sevenlere gelsin. Megadeth - Dawn Patrol

Sözleri:

thermal count is rising
in perpetual writhing
the primordial ooze
and the sanity they lose

awakened in the morning
to more air pollution warnings
still we sleepwalk off to work
while our nervous systems jerk

pretending not to notice
how history had forebode us
with the green house in effect
our environment was wrecked

now i can only laugh
as i read our epitaph
we end our lives as moles
in the dark of dawn patrol

17Mar/092

Chinese Dream ve USB fetisizmi

usb

Sevgili abilerim , ablalarım şu yukarda görmüş olduğunuz 8 gb kapasiteli , çin malı sperm motifli USB bellek .Alın dursun ,ödevinizi, tezinizi, pornolarınızı, dosyalarınızı, mp3lerinizi saklayacağınız bu teknoloji harikası USB bellek sadece 3 dolar geel geel mala geel! çocuğun mahrum kalmasın geel !

Vapurda , trende illaki rastlamışızdır böyle satıcılara. İstanbulda en ünlü işporta satıcısı Bekir Abidir. Kadıköy-Eminönü arası vapurda çalışır.Genelde Lümpen zenginlere(anadoludan istanbula gelmiş eli 3-5 kuruş görmüş kodaman tipler) yönelik çakma Zippo satar genelde. Tanesi 5 kaada.Günlük cirosu ne kadardır sizce? Eminönünde giderken sohbet etme imkanım oldu değerli 5 dakikasını bana ayırdı mühendis olacağımı söyleyince.Laf aramızda okuldaki bi kaç hocamdan daha etkili şeyler söyledi o 5 dakikada.Cirosunuda başkasına söyletmeyeceğime yemin ettirdi , nazar değermiş. Sanmıyorum kesin bir stratejisi vardır ama size şunu söyleyim günlük ortalama 500 TL' nin üstünde.Müthiş pazarlamacı dehası var ağzı güzel laf yapıyor ortamını(pazarını) çok iyi seçiyor.
Her neyse yukardaki işportacı lafları ona ait değil.Ama gelecek yıllarda vapurda trende böyle bir işportacı görürsek şaşırmayalım çünki dünya bu yöne gidiyor Çin sayesinde.

Cebinize birileri 50.000 TL koysa bunu işletin deseler ne yaparsınız?Ben derim ki Çin'e gidin birbirinden albenili USB Bellek getirtin.Denklemi kuralım:
Şimdi www.alibaba.com verilerine dayanaraktan yukarda resimde gördüğünüz USB ve biraz sonra en alta galeriye ekleyeceğim usb belleklerin tanesi alibaba.com da belirtilenlere göre 3 $ civarı biz 3 $ olarak alalım. www.alibaba.com aracılığı ile getirdiğimizi düşünürsek minimum order yani minimum sipariş sayımız 300 adet.30 Çeşit getireceğimizi öngörelim 300x30 dan 9000 tane usb cepte , tanesi 3 $ dan 9000x3= 27.000 $ ettimi. Bunun 1.000 $ vergi, 1.000 $ da nakliyat ücreti olarak düşünürsek , 1.000 $ da kafadan ekleyelim hadi hesapta olmayan masraflar ettimi 30.000$. Türk lirası ile şimdiki kurdan(1 $= 1.8 tl) 30.000 x 1.8= 54.000 tl eder. Böylece 54.000/9.000=6 TL den usb nin tanesini(8 gb lık) 6 TL ya getirmiş oluruz. Koyacağım resimlerden usblerin albenili olduğunu , ve herkesin zevkine uygun olduğunu göreceksiniz en azından msn listemden gönderdiğim 20 kişiden 19 -18 civarı ayyy çok güzealll olsada yesek tarzı yorumlarda bulundu.Çok çeşitli zevklere sahip msn listem olduğunu varsayarsak(: venetten yaptığım pazar araştırmalarına göre 8 GB lık şekilli USB leri 20 TL den- hadi 15 TL diyelim -piyasaya göre rahat satılabilecek bir fiyat.9000 USB yi 1 yılda net üzerinden , kırtasiye pazarına vererek, yada diğer pazarlama yollarıyla rahat eritilebilecek bir stok. 9000x15=135.000 TL tamamını satarsak elde edilen ciro. Hadi 35.000 TL 'lik satış yapamadık ve o kadarlık mal elimizde kaldı ve ucuza dahi elden çıkartamadığımızı öngörürsek geriye 100.000 TL ciro kalıyor.Peki biz topu topu ne kadar maliyet hesaplamıştık? 54.000 TL. 100.000-54.000 farkı aradaki kar marjıdır sayın serayseverler. Yukardaki hesaplamalar tamamen en düşük kar durumuna göre hesaplanmış amatör hesaplamalardır.Sineğin yağını çıkartma mantıgı ile bu kar daha da yükselebilir tabi ekstrem durumlarda olayın ve 54.000 TL nizin götünüzde patlama ihtimali de yok değil.Ama risk her zaman riskdir.Aşağıda satılması düşünülen 30 cafcaflı usb bellek modellerinden sadece bazıları.Bakmak beleş..

16Mar/090

Big Mac endeksi vs Doner endeksi

bigmac
Dünyada birşeylerin değerini ortaya koymak için bir constant yani ortak bir sabit olması şart.Birşeyin değerini ölçmek için birşeye bağlı kalmak lazım paranın espiriside burdan geliyor.
Big Mac dünya üzerinde en fazla tüketilen fast food ürünlerinin başında geliyor hatta birincisi dolayısıyla bu özelliği onu dünya ekonomisi üzerinde constant kılıyor.Ülkeler arasındaki makro ekonomi değerleri bir Big Mac fiyatına göre karşılaştırılabiliniyor. Aşağıda ülkelere göre Big Mac 'in dolar cinsinden değerleri verilmiş.
bigmac1
Yukardaki tablo ABD nin dünyayı dolar ile değil Big Mac ile yani yarattığı değerler/markalar ile sömürdüğünü( bu kelimeyi sevmiyorum adamlar sanki zorla big mac aldırtıyor , sonuçta biz alıyoruz) ortaya koyuyor.
Gelelim Türkiye'ye , yıllardır ülkece bir marka yaratamadık diye bağırıp çağırmadan gözümüzün önünde duran markayı göremiyoruz(görmemişiz, göremeyeceğizde) , DÖNER.
doner

En etkili markalar/değerler en basit şeylerden ve insanoğlunu en cezbeden şeylerden çıkar.Dönerde bunlardan biri. Eğer zamanında yurtdışına açılan Türkler az olsun benim olsun mantığıyla hareket etmeyip döneri marka haline dönüştürebilselerdi belki şimdi döner endeksi diye bir tanım olabilirdi.İtalyanlar şu aralar ülkelerinde pizza milliyetçiliği yaparak ülkelerinden amerikan fast foodlarını ve türk dönercileri başta olmak üzere diğer fast foodlara karşı bir mücadele başlatmış bulunuyorlar.Pizzanın gerekse porsiyonu ve gerekse sunuş şekli açısından Big Mac'in yerini alması imkansız gözükse de İtalyanlar pizzayı tekrardan ülkelerinde birinci fast food yapmayı kafaya koymuşlar.Bizde ise saçma sapan deniz,kum,güneş reklamları ile alaturka bir marka yaratma çabası içerisinde Kültür Bakanlığı. Oysa avrupadaki ve Türkiye'deki Büyük dönerciler ve döner üreticileri ile konuşup herkesin kar sağlayacağı bir döner markası oluşturmaları döner markasının geçte olsa oluşması açısından çok önemli.Çünki avrupanın çoğu şehrinde döner greek sandvich olarak anılmaya başladı.Bunlara sahibi Türkler olan döner dükkanlarıda dahil . Arapları saymıyorum bile, yaptıklarını döner sanıyorlar. En büyük sorun heralde porsiyonları ayarlamakta olur. Zira hamburger ekmeğine yapamayacaklarına göre bir porsiyon çeşidi bulmaları ilk başta yapmaları gereken şeylerin başında geliyor ama geçmiş dönem verilerine yani geçmiş tercihlere göre ortaya standart bir porsiyon çıkartabilirler.(ekmek arası, dürüm vs gibi). Hatta logolarıda böyle pala bıyıklı ama abartıya kaçmayan bi anadolu döner ustası şeklinde bişey düşünebilirler.Sonuçta neysek oyuz bu zamandan sonra dünyadaki Türk algısını değiştiremeyeceğimize göre akılda yer edecek logo en iyisi sanki aptal mcdonalds palyaçosu çok mu şekilli?
palyaço
Döner endeksi yaratma fikri zor ama imkansız değil yeterki normlar belirlensin ve kaliteden ödün verilmesin.

10Mar/0911

Bim

bim
Her ne kadar kemalistlerin hor gördüğü , burjuvanın ise burun kıvırdığı bim yani birleşik mağazalar orta direk için vazgeçilmez bir alışveriş madeni.Hiçbir yerde görmediğimiz markalar fiyat/kalite bakımından en uygun olarak Bim'de mevcut. Nedeni kendi pazarını yaratamayan firmaların aracısı olup onların ürünlerinin rafta sergilenmesini sağlamak. Mesela Bolu'nun bilmem ne köyündeki Mahmut emmi kendi markası ile süt/ ayran üretiyor ya da ne bilim serasına kültür mantarı ekiyor fakat pazarı yok ve eşe dosta satıyor bölük pörçük ya da kendi kasabasında hadi ilinde diyelim. İşte Bim burda devreye giriyor ve Mahmut Emminin ürünlerini alıyor ve İstanbul'da , Türkiye'nin 4 bir yanında ürünlerinin rafta sergilenip satılmasını sağlıyor.Tabi öncelikle Mahmut emminin kapasitesini düzenliyor ve talebe göre entegre tesisini kurdurtuyor yada varsa düzenliyor.Bir nevi Bim , Mahmut emminin markasının, ürününün pezevengi oluyor da diyebiliriz.Aynı döngü anadoludaki Kobinin de küçüğü olan işletmeler için de geçerli olabilir.Mesela Anadolunun herhangi bir şehrinde iyi ve kaliteli salça üreten fakat sabit, düzenli bir pazarı olmayan fabrikanın ürünlerini belli bir standarta oturtup kendi mağazalarında satabiliyor. Örnek olarak ilkler yağlı gevrek , dost süt ,kurabiyecizade kurabiyeleri, saban bakliyat. Kendi markası olarak ürettiği ürünler ise yoldaş ülker'in fabrikalarında üretildiğinden otomatikman daha ucuza mal oluyor.(tesis kurma maliyetleri ve ona bağlı olan maliyetler olmadığından). Gelelim müşteri profiline. Aslında tam bir profil çıkarmak için oturup istatistik hesapları ve gözlemler yapmak gerek 1 ay boyunca ama gözüme çarpan genelde öğrenciler , emekliler , ve istanbul için e5 in üstü ve orta direkler. Bu müşteri profillerini cezbeden diğer faktör ise Bim'de sürekli değişen ürünlerin raf süreleri ve ürün çeşidi. Çünki artık halk aynı markaları aynı ürünleri görmekten bıktı.(Algıda seçicilik ve parapsikoloji olayları). Bim'i takdir ettiğim diğer nokta ise porsiyonların azami düzeyde olması. Bence ilerde meyveyi de porsiyon olarak satacaklar aynen yurtdışındaki marketler gibi her şey tek tek. Ama yurtdışında gördüğüm bir örnek gibi olursa yandık.(Görüntüdeki 4 dilim kavun 3 yavro)3dilimkavun3yavro
Son olarak bim de satilan muhtesem urunler e bir bakın ve çekinmeden Bim kalitesini yaşayın. Ayrıca burdan Bim yetkililerine alkol satmadıkları için teesüflerimi bildirir en yakın zamanda Yozgat yapımı Tekel Birasını mağaza raflarına taşımalarını öneririm.

tekelbirasi

Etiketler: , 11 Yorumlar
8Mar/090

Kaizen ve Apple hipneligi

Tavuk mu yumurtadan çıkar , yumurta mı tavuktan hikayesi gibi bu değindiğim olay .Şimdi Kaizen kısaca sürekli ve küçük adımlarla yapılan iyileştirmeler mealinden bişey işte konuya ilgi kesilen zaten biliyordur bilmeyen için de link attım ordan araştırır.Bilindiği gibi i-phone ne bluetooth özelliği var(dosya paylaşımı babında) ne yüksek fotograf kalitesi ile foto çekiyor ne de bir video kaydı var. Aslında burda i-phone iyi mi kötü mü konusuna hiç girmiyorum çünki zaten burda Serdar abi çok güzel şekilde açıklamış.Şimdi gelelim i-phone , kaizen ve apple ipneliğine. Biliyoruz ki bir daha ki i-phone modellerinde bluetooth, belki diğer çıkacak bir üst modelinde de video çekim özelliği olacak ve görünürde apple şirketi kaizeni uygulayarak ürün geliştirmiş olacak. Ama kazın ayağı öyle değil.Apple ın bu teknoloji birikimi ile bu özellikleri bir araya getirememesi olasılığı yok gibi. Apple ın ölümü gösterip sıtmaya mahkum etme politikasını biliyoruz ama zaten tüm özellikleri ile yapabildiği bir ürünü böyle herkesin gözünün içine bakarak satması gerçekten ilginç.