Onder Yuce Where the weird happens

11Şub/100

Tavuk boku kuresel isinmaya yardimci olur ve bizi zengin eder mi?

West Virginia'da tavuk ciftligi bulunan Josh Frye devasa ciftligindeki kumeste yetistirdigi tavuklari isitmak icin gasifier denilen bi process  kullaniyor.Gasifier'in gorevi tavuklar icin gerekli olan 90 F lik sicakligi uretmek.Bu sicakligi uretmek icin red neck amerikali arkadasimiz Josh Frye yillik 30.000 $ lik Propan gazi kullanmak zorunda.Propan gazi yandiginda atmosfere carbon gazi vermekle beraber dogayi tehdit ederek ''global warming'' in ekmegine yag surmekte.Bunu goren red neck Josh amcamiz ciftliginde yillik 800.000 tavugun bulundugunu animsayarak bu tavuklarin boklarindan gerekli olan isi enerjisini elde edip edemeyecegi kafasina dank etmis ve sonunda gerekli olan sicakligi %80 oraninda bu tavuk bokundan(manure) elde etmis.Buraya kadar hersey Hurriyet gazetesinin dis haberler servisi menseili sikkodan haber gibi gelebilir.Ama bu tavuk boku(manure) reaksiyona girdiginde cikti olarak carbon yonunden zengin biochar denilen bir fertilizer yani bir cesit gubre , topragin verimini arttiran bir madde ortaya cikartiyor. Bunun yaninda bu biochar topragin verimini arttirmakla beraber kuresel isinmanin bas tetikleyicisi olan carbon gazinin topraga baglanmasini 100 kat arttirici bir islev goruyormus The Maryland University arastirmalarina gore.Tabi rock & roll dinleyip elden budweiserini eksik etmeyen bizim Red Neck Josh Frye bu isi ticarete dokmede gecikmemis. E tabii yillik kapasitesi 800.000 tavuk olan ciftligi yilda 600 ton tavuk boku ,gunde 9.000 pound biochar uretiyor.Daha simdiden New Jersey'e kadar genislikte bi pazar yaratmis kendine ve ilk olarak 1.000 $ degerinde biochar satmis o cevre etrafinda.Ayni zamanda Josh Frye amcamiz innovasyon calismalarina bile baslamis ve urettigi biochardaki carbon miktarini arttirmaya calisiyormus. Bunu yaparken urettigi biocharin tadina bakiyor ne kadar eksi ve yutulmayacak derecedeyse biochardaki carbon orani o kadar iyi diyor. Tabi Red Neck Josh amcamiz espiri yapiyor laf aramizda Amerikadaki Red neckler her ne kadar kaba saba,ayi,  Turkiye ile kiyaslarsak Sivas yoresi insani olsalarda cok espirili insanlardir. Saka bir yana bu carbon orani icin duzenli olarak universitelere ve belli kuruluslara ornekler gonderiyor ve biocharinin kalitesini korumaya ve arttirmaya calisiyor.Daha simdiden risk yatirimcilarinin kiskaci altinda kalan Josh The Red Neck cogu greenpeace tarzi kuruluslarin mercegi altina girmeyi basarmis ki Al Gore'un bile dikkatini cekmis. Soyle diyor Al Gore(Turkceye cevirmiyim asiti kacmis cola gibi olur yoksa) : ''The chicken poop could be worth more than the chickens'' .. ilahi Al Gore sen adami oldurursun diyerek Serdar Turgut yavsakligini da elden birakmayayim.Is o kadar ciddi yani eger ABD de bir isin basina venture investorslar ususuyorsa ki Josh Frye amcamizin basina ususmuz o isin yatirimcilik icin deger bir pazari olusacagi kesindir.Icinizden hangisinin bu yatirima girecek cesareti ve parasi var bilmiyorum ama bu dunyanin bi kosesinde boyle seyler ile voleyi vuran insanlar var onu bilin yeter ve dunyanin memuriyetle ve yahut Kayserili ,igrenc cok yagli tandir kebabi yemis, yaglarin akp biyigina bulasmis bir sekilde BMW X5 ne binen bir kobicinin altinda 3-5 kurusla muhendislik yaparak hayatin gecmeyecegini aklinizdan cikartmayin.
Eger sizde Amerikalilar gibi salaklik cizgisi ile biraz ustunde gelip gidiyorsaniz asagidaki grafik ile yukarda sacmaladigimin aslinda ne oldugunu anlayabilirsiniz.

8Nis/090

Triz : Problem 1

ahududu

Daha önceki postta Triz'e bir başlangıç yapmıştım. Şimdi Triz ile ilgili problemlere örnekler verelim.

Problem 1
Bu İşin Bir ''Püf Noktası'' var

Küçük bir kızın doğum günüydü. Misafirlerden biri hediye olarak içinde çikolatalı şekerler bulunan bir paket getirmişti.Kıvamlı ahududu şurubuyla dolu küçük şişeler şeklinde yapılmış olan bu şekerler herkesin çok hoşuna gitmişti. Diğeri ''Acaba bu şekerleri nasıl yapıyorlar?'' diye sordu.
Bir başkası ''Herhalde önce şişeleri yapıp , sonra içine şurup dolduruyorlardır'' diye bir açıklama getirdi.
Diğer bir misafir ''Şurubun çok kıvamlı olması gerekir , yoksa şeker yeterince dayanıklı olmaz '' dedi. Ayrıca bu durumda şurubu şişeye dökmek oldukça zor olacaktır. Şurubu ısıtarak daha sıvı hale getirmek olanaklı.Burada sorun , şurubun şişe şeklindeki çikolatayı eritmesi. B durumda miktardan kazanıp kaliteden ödün vermiş oluruz. Çok sayıda şekli bozuk şeker üretilmiş olur''.
VE BİRDEN MUCİT ORTAYA ÇIKIVERDİ.
''Bir fikrim var'' diyerek atıldı. ''Bu tür şekerlerin nasıl böyle hızlı ve hatasız yapılabildiğini biliyorum. İşin Püf noktası ...''
Sonra her şeyi bir bir açıkladı. Şekerleri üretmek aslında çok kolaydı.
Şöyle bir düşünün.Acaba mucit neler söyledi?
Bu problem Pioneer's Truth (Öncünün Gerçeği) adlı gençlik dergisinde yayımlandı. Gelen binlerce yanıt mektubunun neredeyse tamamı doğru çözümü içeriyordu. Siz de muhtemelen burada püf noktasının ne olduğunu buldunuz: Şurup bir kalıbın içine dökülüp dondurularak erimiş çikolataya batırılır. Buluş , ılık çikolata içine konan donmuş şuruptur. Bu icat Estonya'daki Kimya Enstitüsü'nde yapılmıştı.
Bu noktada The Official Gazette (Resmi Gazete) adlı bir başka dergiden söz etmek yerinde olur. İki haftada bir çıkan bu dergide binlerce icat yayınlanır.Her icat uzun uzun açıklandıktan sonra temel kapsamı anlatılır.Derginin her sayısında sunulan icatların %3-%5'i okula giden çocuklar tarafından yapılabilecek türdendir. Bunları yapmak için özel bir fizik veya kimya bilgisi gerekmez. Bunlar küçük buluşlar olsa da gerçek anlamda icat niteliği taşır. Bu yeni fikirler çocuklar için oldukça yararlıdır. Hem çocuklara biraz daha fazla bilgi vermekte ne sakınca var?

Problemin yanıtı
Likör şurubunu dondurup buz halindeki şurubu erimiş çikolataya batırın.

24Mar/090

Triz , nami diger Teoriya Resheniya Izobretatelskikh Zadatch

genrich
Okulu bitiriyorum hiç bir endüstri mühendisliği konusu bu kadar ilgimi çekmemişti.Tabi kalite, verimlilik bi yere kadar ilgimi çekmişti ta ki Halit Kasa trizden bahsedene kadar.

Triz bir çeşit yaratıcı problem çözme kuramı , mucidi ve geliştiricisi zamanında kominist baskıdan ve Stalin'den çok çekmiş Genrich Altshuller adındaki rus bilim adamı. Triz hakkında şimdilik bildiklerim bir yenilik, patent üzerine olduğu.Birbirine zıt terimleri kullanarak bir yenilik ortaya çıkarma gibi ilginç bir  endüstri mühendisliği disiplini. Genrich amcanın Triz konusu hakkında yazdığı bir kitap mevcut ;And Suddenly the Inventor Appeared: TRIZ, the Theory of Inventive Problem Solving..
Kitabın Türkçe çevirisi Dr. Bülent AKAT tarafından elma yayınlarından Ve Birden Mucit Ortaya Çıkıverdi: Triz , Yaratıcı problem çözme kuramı adı altında mevcut. Hemen kitapyurdu.comdan sipariş ettim. Kitap elime biraz önce geçti ve giriş yazısından daha ilk başta etkiledi Genrich Amca beni .

Kitap , 78 problem , bu problemlerin çözümü ,Yöntemler, Etkiler ve Püf noktalar diye 3 bölümden ibaret. Umarım kitabı okuduğumda trizin mantığını kavrarım.İlginç bulduğum problemleri ve çözümleri burda paylaşacağım.. Şimdi kitabın giriş yazısı ile sizi Genrich Amca ile başbaşa bırakıyorum.. Çok ilginç bir yazı.
---
Bölüm 1
Kuramın Başlangıcı

İmkansız
Hayatımda ilk kez bir mucitle karşılaşmam 2. Dünya Savaşı'ndan önceki döneme rastlar.Bakü'de yaşadığımız o yıllarda 4. sınıfa gidiyordum.Bir gün okuldan dönerken bozuk bir trafo cihazının yanında canları sıkkın bir şekilde sigara içmekte olan bir grup tamirci gördüm.Tamirciler yüksekteki tuğla platformunun üzerinde duran siyah renkli büyük trafoya bakıyorlardı.Bir metreden daha yüksekmiş gibi duran tuğla yapının üzerindeki trafo daha çok görkemli bir anıtı andırıyordu.Anlaşılan , insanlar bir vincin gelip bozuk trafoyu götürmesini ve yeni bir trafo monte etmesini bekliyordu.
Akşam ödevimi gaz lambası ışığında yaptım. O gece ve daha sonraki iki gece elektriksiz kaldık. O günlerde vinçler çok nadir bulunan değerli araçalrdı. Bu yüzden vinç bulmak öyle kolay bir şey değildi. İşlerini ne zaman bitireceklerini bilmeyen elektrikçiler bu durumdan yakınıyordu.
O güne kadar 11 numaralı dairede bir mucidin oturduğunu bilmiyordum.Kütüphanecilik yapan bu komşumuzun ertesi gün trafoyu platformdan aşağıya indireceğine dair söylentiler yayılmaya başlamıştı.Apartmanımızdaki her kiracının bir takma adı vardı. Bunlardan bazıları ''Kostya Amca'' veya ''Vlad Amca'' gibi oldukça saygı değer isimlerdi. , ancak kütüphanecinin adı sadece ''kütüphaneci'' idi.
Kütüphanecinin onca ağırlıktaki trafoyu nasıl indireceğini çok merak ettiğimden o gün son derse girmedim. Trafonun olduğu yere tam zamanında varmıştım. Arka bahçemizin girişinde içi buzlarla dolu bir at arabası vardı. İşçiler oradaki buzları bir bir arabadan alıp üzerine trafonun bulunduğu platformun yanına koyuyorlardı.
Öncelikle bir şeyi açıklamam gerekiyor. O zamanlar elektrikli buz dolaplarımız yoktu. İlkbahardan sonbahara kadar her gün bir at arabasu evlere mavimsi buz kalıpları getirirdi. Aileler buz kalıplarını satın alıp ahşap kutulara doldururlardı. Bazen de buzları sadece kovalara veya tencelere koyarlardı.
İşçiler buz kalıplarını trafoya taşırken kütüphaneci de kalıpları tek tek plarformun yanına diziyordu.Buzdan yapılan yeni yükselti tuğla temelin boyuna ulaştığında buzların üzerine tahta bir plaka yerleştiriyordu. Daha sonra işçiler demir çubuklar kullanarak trafoyu yavaşça tuğla platformundan buzun üzerine kaydırdı.
Ağırlığın etkisiyle buzlar gıcırdadı. Ancak buz kalıpları çok düzgün bir şekilde yerleştirildiği için, buzdan yapılan blokta herhangi bir çökme olmadı. Son olarak kütüphaneci buzların üzerini bir kumaş parçasıyla örttü.Hepimiz orada durmuş hayretle olan biteni izliyorduk.Kısa bir süre sonra erimekte olan buzların altında ufak bir su birikintisi oluşmaya başladı. İlk başta akan su miktarı fazla değildi. Ancak buzun erimesi sonucu akan sular kısa süre içinde daha da fazlalaştı.Çünki Bakü'de eylül güneşi yaz güneşi kadar güçlüdür.
Takma adı ''hazine'' olan sevimsiz ihtiyar( en büyük hazinelerin nerede gizlendiğini bildiğinden emin olan bu adamın tek sorunu vardı: O yerlere gidecek parası yoktu) da dahil olmak üzere bahçedeki herkes buzun gerçekten çok iyi bir fikir olduğunu söylüyordu. Micheal Amca( artık herkes kütüphaneciye adıyla hitap etmeye başlamıştı) portatif sandanlyesine oturmuş elindeki gazeteyi okuyordu. Ancak arada bir örtünün kenarını kaldırarak erimekte olan buza bakmayı da ihmal etmiyordu.
buz
Ertesi sabah hemen bahçeye koşmtum. Trafı çoktan yarı seviyeye kadar inmişt. Pazar günü olmasına rağmen işçiler hala oradaydı. Bez örtünün altından sular akmaya devam ediyordu. Çok şaşırmmıştım. Herkes gibi ben de buzun eriyen bir madde olduğunu biliyordum. Ama trafonun bir buz kalıbı üzerine kaydırılabileceği ve buzun erimesi sayesinde trafonun yere indirilebileceği kimsenin aklına gelmemişti. Nasıl olmuştu da bunu Micheal Amca dışında kimse düşünememişti?
Eskiden sadece nesneleri soğutmaya yarayan bir şey olarak görülen buz , yepyeni bir işlev kazanmış adeta bir vinç gibi kullanılabilen bir araç haline gelmişti. Belki de buzu bundan başka işler yapacak şekilde kullanmak mümkün olabilirdi. Bir anda hemen her şeyin asıl işlevinden başka amaçlar için de kullanılabileceğini düşünmeye başladım.
İşte o anda sihirli bir sözcüğün kesin olarak farkına varmıştım: Buluş yapmak. Micheal Amca'nın yaptığı işin kesinlikle bir buluş olduğu kanısındaydım.Bence o artık tam bir mucitti. Belki bir gün birileri çıkıp gazetede onun hakkında bir makale yazardı; hele de bir yolunu bulup yeni trafoyu yüksekteki tuğla platformun üzerine çıkarmayı başarabilse.
Pazartesi günü vinç geldi. Yeni trafo platformun üzerine yerleştirildikten sonra eski trafo götürüldü. Elektirikçiler yeni trafoyu monte ettikten sonra boyacılar marangozun yeniden yaptığı kabini bir güzel boyadılar.Yapılması gereken bütün işler nihayet tamamlanmıştı. Bu olay bana koşullar ne olursa olsun hatta en ''ümitsiz'' durumlarda bile bir probleme çözüm bulmanın her zaman mümkün olabileceğini öğretti. Her an bir şeyin icat edilebileceğini ve çok basit gibi görünen bir şeyden son derece şaşırtıcı ve harika sonuçlar ortaya çıkarabileceğini anlamıştım.
İlk patentimi aldığımda heniz 10. sınıftaydım. Daha sonra yaptığım başka buluşlar da oldu. Patent bürosunda çalıştığım günlerde başka mucitlerle tanışma olanağı buldum. Her geçen yıl yaratıcılık mekanizması konusuna daha fazla ilgi duyar oldum. Buluşlar nasıl yapılıyordu? Mucidin zihninden ne geçiyordu? Çözümler nasıl oluyor da bir anda ortaya çıkıveriyordu?
Siz de bir mucit olmak istermisiniz? Öyleyse aşağıdaki problemleri çözmeye çalışın.

---
İşte Triz , yani Теория Решения Изобретательских Задач yani Teoriya Resheniya Izobretatelskikh Zadatch yani The Theory of İnventive Problem Solving yani Yaratıcı Problem Çözme Kuramına böyle başlıyorum.Kitaptaki diğer ilginç problemleri buraya yazıp sizlerle paylaşacağım.

İn Triz We Trust

Yukardaki Genrich Amca'nın hikayesini okurken mutlaka fon müziği olarak şu şarkıyı dinleyin , küçük Genrich in Kominizm rejimi Rusya'sını hissedeceksiniz.

Blind Guardian- The Bard's Song