Onder Yuce Where the weird happens

19Nis/091

Land Rover

lanf rover
Land Rover'ın dizaynını oldum olası beğenmemişimdir, ama reklam afişlerine bayılmamak elde değil..(Altta galeride reklam resimleri mevcut)

Meraklıları için Yetkin Rent a Car genel koordinatörü Ergin Şahin'den Land Rover analizi..
land roverr
--
80 li yıllarda daha çok araziye yönelik üretilen SUV modeli 2 metrelik balçıklardan geçerek sınıfının en iyisi olduğunu bizlere kanıtlamıştır .1995 de İngiliz asilzadesi olarak da adlandırılan range rover arazı canavarı sıfatından sıyrılıp lakabına yakışır modeller üretmeye karar vermiş görünüyor..Gerek aracın yüksekliğinde gerekse donanımına eklenen lüks secenekler aracı asfalt asilzadesine çevirmiş 2005 yılında ingilteredeki üretim bantlarından çıkan R.R. sport modeli range rover firmasının artık off road anlayışı ile bir ilgisinin kalmadığını göz önüne sermiştir.

Ergin Şahin 2009

18Nis/091

in iskender we Trust

döner

Öyle bir fast food değerimiz var ki sunuşu bile az çok menülerde gösterilen ile aynı.. Lotodan para çıkarsa İstanbul'da döner - fast food restoranları açcam..Projesi hazır , parayı bekliyorum..ONDY'S Döner- Fast Food için Üretim sistemi tasarım sunumum ektedir. Araklayıp kullanmak isteyenler mail atıp maliyet raporlarını ve diğer rapoları da isteyebilir. Bu da bi iyiliğimiz olsun.

16Nis/090

Feng Shui

cakra
Şu stilistler çok ilginç.Günümüz dünyasını feng shuiye uyarlayacaklarına , feng shuiyi günümüze uyarlamışlar.İnsan elinin ev içinde en fazla dokunduğu yerlere feng shui çakra felsefesi ile dizayn etmişler.Çivi ,vida gibi kesici aletleri hafifçe deriye bastırmaktan zevk alan mazoşist bi tek ben sanırdım ama benim küçük sapıklığım harbiden feng shui felsefesiymiş de  haberim yokmuş. çivi
Elimizi hafifçe acıtan bu keskin şeyler feng shui felsefesine göre bir doğal pozitif enerji oluşturuyormuş. Aşağıda feng shui felsefesine göre dekor edilmiş Kapı tokmağı, kapı kulpu ve elektrik düğmeleri..

16Nis/090

Justice For All

as
Resime ilk bakınca nası da içiniz acıdı demi? Halbuki külliyen yalan. Bu tür green peace oyunlarını amerika çok güzel yapıyor. Bi yandan dünyayı tüketime yöneltirken bir yandan da dünya üzerinde azalan ,alternatifi zor olan kaynaklara dikkat çekip , o kaynaklara dünyanın geri kalanı tarafından en az tüketilmesini sağlamak. Amaç? amerikan halkına ve daha zenginlere daha çok pure yani saf tüketim yaptırmak. Green peace üyelerinin dünyadan bi haber yemeye ekmek bulamayan halkların yaşadığı fakat yer altı kaynağı zengini ülkelerde gösteri yapmasını siz de biraz saçma bulmuyormusunuz?
Neden biz geri dönüşüm yapılırken kanserojen etki kazanan bir cam şişe ya da ambalajı kullanırken,bizim yaptığımız fedakarlıkla onlar temiz, pak, saf yani pure şekilde üretilmiş cam şişe ya da ambalaj kullansınlar? Neden millete ''Hayvancılıgınız gelişmiş hayvan boklarını biriktirip tezek yapın kışın yakın doğayı korumuş olursunuz'' derken, kendileri cayır cayır fuel oil yaksınlar?
Dünyanın yaşlandığı bir gerçek, buna bağlı kaynaklarda tükeniyor , dünyanın sonu için tükenmeli. Ama madem hep beraber eşşekler cennetini boylucaz o zaman şu 3 günlük dünyada herkes eşit şekilde zehirlenmeli..

16Nis/091

Valla ben düşündüydüm

usb

İşini dünyadaki en kutsal görev sanmış, gece gündüz travis bickle tarzı işiyle meşgul olan , 700 tl maaşıyla Donald Trump havasından geçilmeyen plaza insanlarına gelsin..Kravatlı Üsb.

15Nis/090

A 101

a 101
Daha önce kısaca bim'e değinmiştim. A 101 de yine bildiğimiz Zapsu familyasının sermayesi ile kurulmuş bir hard discount marketler zinciri. Yaptığım 2 ziyaretin altında göze çarpan detaylar şunlar.

İyi
-Meyve reyonu piyasaya göre aşırı ucuz ve taze.
-konserve ve bakliyat reyonu diğer marketlere göre daha hesaplı( 1 ytl civarı).
-Ferah market tasarımı.
-ürün çeşidi bolluğu.
-Bim de göremediğimiz tekel markalar.
-küçükyalı şubesindeki kasiyer daşş gibi.
Kötü
-Alkollü ürün yok
-Ürün etiketleri havalarda, görmek maharet istiyor.
-tek kasa var.
- dondurulmuş gıda reyonu göze batıyor , bir düzen yok, buz dolabı değiştirilmesi gerek.
-ismine ısınamadım, teyzelerin bime gidiyorum demesi, a101 e gidiyorum demesinden daha bombastik.

8Nis/090

Triz : Problem 1

ahududu

Daha önceki postta Triz'e bir başlangıç yapmıştım. Şimdi Triz ile ilgili problemlere örnekler verelim.

Problem 1
Bu İşin Bir ''Püf Noktası'' var

Küçük bir kızın doğum günüydü. Misafirlerden biri hediye olarak içinde çikolatalı şekerler bulunan bir paket getirmişti.Kıvamlı ahududu şurubuyla dolu küçük şişeler şeklinde yapılmış olan bu şekerler herkesin çok hoşuna gitmişti. Diğeri ''Acaba bu şekerleri nasıl yapıyorlar?'' diye sordu.
Bir başkası ''Herhalde önce şişeleri yapıp , sonra içine şurup dolduruyorlardır'' diye bir açıklama getirdi.
Diğer bir misafir ''Şurubun çok kıvamlı olması gerekir , yoksa şeker yeterince dayanıklı olmaz '' dedi. Ayrıca bu durumda şurubu şişeye dökmek oldukça zor olacaktır. Şurubu ısıtarak daha sıvı hale getirmek olanaklı.Burada sorun , şurubun şişe şeklindeki çikolatayı eritmesi. B durumda miktardan kazanıp kaliteden ödün vermiş oluruz. Çok sayıda şekli bozuk şeker üretilmiş olur''.
VE BİRDEN MUCİT ORTAYA ÇIKIVERDİ.
''Bir fikrim var'' diyerek atıldı. ''Bu tür şekerlerin nasıl böyle hızlı ve hatasız yapılabildiğini biliyorum. İşin Püf noktası ...''
Sonra her şeyi bir bir açıkladı. Şekerleri üretmek aslında çok kolaydı.
Şöyle bir düşünün.Acaba mucit neler söyledi?
Bu problem Pioneer's Truth (Öncünün Gerçeği) adlı gençlik dergisinde yayımlandı. Gelen binlerce yanıt mektubunun neredeyse tamamı doğru çözümü içeriyordu. Siz de muhtemelen burada püf noktasının ne olduğunu buldunuz: Şurup bir kalıbın içine dökülüp dondurularak erimiş çikolataya batırılır. Buluş , ılık çikolata içine konan donmuş şuruptur. Bu icat Estonya'daki Kimya Enstitüsü'nde yapılmıştı.
Bu noktada The Official Gazette (Resmi Gazete) adlı bir başka dergiden söz etmek yerinde olur. İki haftada bir çıkan bu dergide binlerce icat yayınlanır.Her icat uzun uzun açıklandıktan sonra temel kapsamı anlatılır.Derginin her sayısında sunulan icatların %3-%5'i okula giden çocuklar tarafından yapılabilecek türdendir. Bunları yapmak için özel bir fizik veya kimya bilgisi gerekmez. Bunlar küçük buluşlar olsa da gerçek anlamda icat niteliği taşır. Bu yeni fikirler çocuklar için oldukça yararlıdır. Hem çocuklara biraz daha fazla bilgi vermekte ne sakınca var?

Problemin yanıtı
Likör şurubunu dondurup buz halindeki şurubu erimiş çikolataya batırın.

26Mar/090

Halil Pazarlama

halil

Bir zamanlar Bizimkiler dizisi vardı. Türk televizyon tarihindeki ilk adam akıllı dizilerden(belkide birkaçından biri). Karakterler cuk oturmuş , konular gündelik olaylar üzerine gelişirdi. Şimdiki gibi kastırınç senaryo düzeninden uzakta, ilk izleyeni bile içine alan bir diziydi. Neyse dizide hastası olduğum  iki karakter vardı biri Cemil karakteri , diğeri de Halil Pazarlama 'nın sahibi Halil bey. Bu adamın yaptığı çakallıklar, bakkalını ayakta tutabilmek için başvurduğu köylü kurnazlıkları ve ilginç ar-ge çalışmaları( halil pazarlama kapınızda anonsu ile dolaşan 3 tekerlekli triportör) ilgincime giderdi. Etrafında o kadar hazır yiyici varken( 2. karısı, eniştesi yengeç ve asalak 2 oğlu , damadı Cafer:) hepsini dize getirir , kendisini yemeye çalışmalarına rağmen ortak bir denge kurardı. Belki de hiç sevmediğim sokak bakkallarına sırfHalil Pazarlama sayesinde  sempati ile bakarım.

Gelelim asıl konuya.İstanbul'da yaşayıp da okuldan, işten eve giderken akşama yenilecek birşeyler almak için kaçımız bakkallara gidiyor? ya Bim ya Carrefour ya da migros gibi marketlerden akşama yenecek şeyleri alıyoruz.Bakkaldan en fazla marketlerden almayı unuttuğumuz ekmek, ya da sigarayı alıyoruz. Burda hemen ''istanbulda üniversite okuyan kemalist  öğrenci tavırlarına girip bakkallar bizim değerimiz, mahallelerimiz değerleri onları koruyalım, onlardan alışveriş yapalım'' saçmalığını önermeyeceğim. Çünki kimse parasını sokakta kazanmıyor ve markette taze olan ürünü bakkalda bayatlama ihtimalli olarak etiket fiyatından pahalıya almaz. Eskiden bakkallar tutuluyordu çünkü yatırımcı yoktu, markalarda illaki ürünlerini bakkalda pazarlıyorlardı falan filan. Bi sürü neden sayabiliriz ama konumuz bu değil. Olan oldu  bundan sonra bakkalar nasıl kurtulur düşünmeliyiz. Fiyat olarak marketlerle yarışmaları imkansız, (nedenlerini az çok tahmin edersiniz tekrar sayıp kafa ütülemeye gerenk yok ) kalite olarak da yarışmaları bir hayli zor gözüküyor. Çünki bir ürünün markette raf süresi 2 gün ise bakkalda 1 haftaya kadar uzuyor. Yani bildiğimiz satış, pazarlama, kalite, ücretlendirme açısından marketlerle sidik yarıştırmaları imkansız peki ne yapabilirler marketlerden farklı olarak?

b

Öncelikle olayın hizmet ve  Sunuş şeklini ele almalılar.Mesela ;

1-İnternet olanaklarını kullanmalılar. Nasıl mı ? Öncelikle dandik bir bilgisayarda olabilir ya da 400 liraya taksitli lap top dokunmaz ona satılıyor.çok basit bakkal amcamız hatmeyıl dan bir mail alır ve msn i yükledikten sonra mahalledeki öğrencilerin msn lerini ve diğer ailelerin msnlerini tek tek alır kaydeder listesine bakkala gelip giderlerken. Zaten öğrenci milleti üşengeçtir msn de Bakkal Mahmut Amcayı gördüğü anda ihtiyacı için markete gideceğine bakkaldan söyler , arada ikide muhabbet ederler işler nası dayı , şu ''karşı apartmandaki Bengü uğruyomu'' filan hesabı böylece öğrenci milletinin sempatisini kazanır marketlere nazaran. Karı Koca işte çalışan aileler de ifonundanmı artık evindeki netindenmi siparişi varsa  zaman kaybetmeden siparişlerini verirler bakkala. Bu çalışan kesim bonkör olur bozuk parada bahşiş diye verirler sanki bakkal taş attı da kolu yoruldu. Böyle bir yöntemle fark yaratabilir marketlere nazaran. Olmadı bu sayede aldığı bilgisayar ve internet ile başka sektörleri tanır bakkalı kapatır en azından (:

2-Yine hizmet açısından bakkallar bu süpermarketlerde bulunan çek çek arabalardan 3-4 tane alıp kapıya koyabilirler.Bu çek çek arabalar yapılan araştırmalara göre insanda alışveriş yapma iştahını kapartıyormuş.  Bu arabaları doldurmak isteyen tüketim manyağı mahalle sakinleri bakkal ın raflarını boşaltmayı kafaya koyabilirler (: olmadı aldıkları şeyler az olsa bile o arabalar ile evlerine poşetleri rahat rahat taşırlar. Amaç burda müşteriye değer verme vurgusunu yakalamak.Çünkü çoğu süpermarket çek çek arabaları dışarıya çıkarılmasına izin vermiyor yurt dışındaki gibi otopark kavramları olmadıkları için, olanlarda nüfuz cüzdanı istiyorlar.

3-Alkol satın!! evet illegal olsada dolap altı, merdiven altı alkol satın.Cem Yılmaz'ın 3 milyon ytl vergi verip Dogan  holdingin 5 milyon ytl verdiği ülkede siz mi doğrucu davutsunuz?Ama abartmayın sadece Efes satın.Ayrıca alkol ,yanında başka şeyleri almayı tetikleyen bir içecektir. Cipsi var , kuruyemişi var, içen için sigarası var.. var oğlu var. Ama Efes satığınızı sadece öğrenciler bilsin.Hatta msn iletisine öğrencileri alkol tüketimini arttıracak şeyler yazın. Off Efes içiyorum hayat bana  güzel diye (:

4-Yeni gelen ürünlerden msn üzerinden reklamını yapın. Mesela abla süper bi ezine peyniri geldi denemek istermisin , abla ekmek yeni sıcak fırından geldi yolliyimi diye. Artık Ev hanımlarının ve Seda Sayan izleyici profilininde internete ve özellikle msn 'e ilgisi artıyor. Çünki yıllarca tek zevkleri Seda Sayan olan bu kitle interneti keşfetti. Yemek tarifi için Emine S. Beder'i beklemiyor televizyona çıkması için nette yazıp buluyor. Yani size msn den sipariş vermesi ona çok orjinal gelecek ve bişey yapıyorum hissi kazandıracak.

Benim fikirlerim bunlar sizinkileride yorum kısmına bekliyorum..

bz

Bana bu postayı atmamda ilham verici olan Halil Pazarlama sahibi Halil amcaya gerçek ismiyle Oktay Sözbir'e burdan ruhu şaad olsun diyorum.

Edit: O meşhur şarkısını dizideki sayko Sabri Bey'e yaptırmış ve parasını ödememiştir(: onun yerine çelik kapı hediye etmiştir.

Halil Pazarlama Kapınızda

söz : Sabri Bey & Ayla Hanım

müzik:Sabri Bey

Vokal:Sabri Bey & Ayla Hanım

müjde müjde

geldi işte

hanımlar geldi işte kapınızda

halil pazarlama

halil pazarlama

halil pazarlama

kapınızdaa..


24Mar/090

Triz , namı diğer Teoriya Resheniya Izobretatelskikh Zadatch

genrich
Okulu bitiriyorum hiç bir endüstri mühendisliği konusu bu kadar ilgimi çekmemişti.Tabi kalite, verimlilik bi yere kadar ilgimi çekmişti ta ki Halit Kasa trizden bahsedene kadar.

Triz bir çeşit yaratıcı problem çözme kuramı , mucidi ve geliştiricisi zamanında kominist baskıdan ve Stalin'den çok çekmiş Genrich Altshuller adındaki rus bilim adamı. Triz hakkında şimdilik bildiklerim bir yenilik, patent üzerine olduğu.Birbirine zıt terimleri kullanarak bir yenilik ortaya çıkarma gibi ilginç bir  endüstri mühendisliği disiplini. Genrich amcanın Triz konusu hakkında yazdığı bir kitap mevcut ;And Suddenly the Inventor Appeared: TRIZ, the Theory of Inventive Problem Solving..
Kitabın Türkçe çevirisi Dr. Bülent AKAT tarafından elma yayınlarından Ve Birden Mucit Ortaya Çıkıverdi: Triz , Yaratıcı problem çözme kuramı adı altında mevcut. Hemen kitapyurdu.comdan sipariş ettim. Kitap elime biraz önce geçti ve giriş yazısından daha ilk başta etkiledi Genrich Amca beni .

Kitap , 78 problem , bu problemlerin çözümü ,Yöntemler, Etkiler ve Püf noktalar diye 3 bölümden ibaret. Umarım kitabı okuduğumda trizin mantığını kavrarım.İlginç bulduğum problemleri ve çözümleri burda paylaşacağım.. Şimdi kitabın giriş yazısı ile sizi Genrich Amca ile başbaşa bırakıyorum.. Çok ilginç bir yazı.
---
Bölüm 1
Kuramın Başlangıcı

İmkansız
Hayatımda ilk kez bir mucitle karşılaşmam 2. Dünya Savaşı'ndan önceki döneme rastlar.Bakü'de yaşadığımız o yıllarda 4. sınıfa gidiyordum.Bir gün okuldan dönerken bozuk bir trafo cihazının yanında canları sıkkın bir şekilde sigara içmekte olan bir grup tamirci gördüm.Tamirciler yüksekteki tuğla platformunun üzerinde duran siyah renkli büyük trafoya bakıyorlardı.Bir metreden daha yüksekmiş gibi duran tuğla yapının üzerindeki trafo daha çok görkemli bir anıtı andırıyordu.Anlaşılan , insanlar bir vincin gelip bozuk trafoyu götürmesini ve yeni bir trafo monte etmesini bekliyordu.
Akşam ödevimi gaz lambası ışığında yaptım. O gece ve daha sonraki iki gece elektriksiz kaldık. O günlerde vinçler çok nadir bulunan değerli araçalrdı. Bu yüzden vinç bulmak öyle kolay bir şey değildi. İşlerini ne zaman bitireceklerini bilmeyen elektrikçiler bu durumdan yakınıyordu.
O güne kadar 11 numaralı dairede bir mucidin oturduğunu bilmiyordum.Kütüphanecilik yapan bu komşumuzun ertesi gün trafoyu platformdan aşağıya indireceğine dair söylentiler yayılmaya başlamıştı.Apartmanımızdaki her kiracının bir takma adı vardı. Bunlardan bazıları ''Kostya Amca'' veya ''Vlad Amca'' gibi oldukça saygı değer isimlerdi. , ancak kütüphanecinin adı sadece ''kütüphaneci'' idi.
Kütüphanecinin onca ağırlıktaki trafoyu nasıl indireceğini çok merak ettiğimden o gün son derse girmedim. Trafonun olduğu yere tam zamanında varmıştım. Arka bahçemizin girişinde içi buzlarla dolu bir at arabası vardı. İşçiler oradaki buzları bir bir arabadan alıp üzerine trafonun bulunduğu platformun yanına koyuyorlardı.
Öncelikle bir şeyi açıklamam gerekiyor. O zamanlar elektrikli buz dolaplarımız yoktu. İlkbahardan sonbahara kadar her gün bir at arabasu evlere mavimsi buz kalıpları getirirdi. Aileler buz kalıplarını satın alıp ahşap kutulara doldururlardı. Bazen de buzları sadece kovalara veya tencelere koyarlardı.
İşçiler buz kalıplarını trafoya taşırken kütüphaneci de kalıpları tek tek plarformun yanına diziyordu.Buzdan yapılan yeni yükselti tuğla temelin boyuna ulaştığında buzların üzerine tahta bir plaka yerleştiriyordu. Daha sonra işçiler demir çubuklar kullanarak trafoyu yavaşça tuğla platformundan buzun üzerine kaydırdı.
Ağırlığın etkisiyle buzlar gıcırdadı. Ancak buz kalıpları çok düzgün bir şekilde yerleştirildiği için, buzdan yapılan blokta herhangi bir çökme olmadı. Son olarak kütüphaneci buzların üzerini bir kumaş parçasıyla örttü.Hepimiz orada durmuş hayretle olan biteni izliyorduk.Kısa bir süre sonra erimekte olan buzların altında ufak bir su birikintisi oluşmaya başladı. İlk başta akan su miktarı fazla değildi. Ancak buzun erimesi sonucu akan sular kısa süre içinde daha da fazlalaştı.Çünki Bakü'de eylül güneşi yaz güneşi kadar güçlüdür.
Takma adı ''hazine'' olan sevimsiz ihtiyar( en büyük hazinelerin nerede gizlendiğini bildiğinden emin olan bu adamın tek sorunu vardı: O yerlere gidecek parası yoktu) da dahil olmak üzere bahçedeki herkes buzun gerçekten çok iyi bir fikir olduğunu söylüyordu. Micheal Amca( artık herkes kütüphaneciye adıyla hitap etmeye başlamıştı) portatif sandanlyesine oturmuş elindeki gazeteyi okuyordu. Ancak arada bir örtünün kenarını kaldırarak erimekte olan buza bakmayı da ihmal etmiyordu.
buz
Ertesi sabah hemen bahçeye koşmtum. Trafı çoktan yarı seviyeye kadar inmişt. Pazar günü olmasına rağmen işçiler hala oradaydı. Bez örtünün altından sular akmaya devam ediyordu. Çok şaşırmmıştım. Herkes gibi ben de buzun eriyen bir madde olduğunu biliyordum. Ama trafonun bir buz kalıbı üzerine kaydırılabileceği ve buzun erimesi sayesinde trafonun yere indirilebileceği kimsenin aklına gelmemişti. Nasıl olmuştu da bunu Micheal Amca dışında kimse düşünememişti?
Eskiden sadece nesneleri soğutmaya yarayan bir şey olarak görülen buz , yepyeni bir işlev kazanmış adeta bir vinç gibi kullanılabilen bir araç haline gelmişti. Belki de buzu bundan başka işler yapacak şekilde kullanmak mümkün olabilirdi. Bir anda hemen her şeyin asıl işlevinden başka amaçlar için de kullanılabileceğini düşünmeye başladım.
İşte o anda sihirli bir sözcüğün kesin olarak farkına varmıştım: Buluş yapmak. Micheal Amca'nın yaptığı işin kesinlikle bir buluş olduğu kanısındaydım.Bence o artık tam bir mucitti. Belki bir gün birileri çıkıp gazetede onun hakkında bir makale yazardı; hele de bir yolunu bulup yeni trafoyu yüksekteki tuğla platformun üzerine çıkarmayı başarabilse.
Pazartesi günü vinç geldi. Yeni trafo platformun üzerine yerleştirildikten sonra eski trafo götürüldü. Elektirikçiler yeni trafoyu monte ettikten sonra boyacılar marangozun yeniden yaptığı kabini bir güzel boyadılar.Yapılması gereken bütün işler nihayet tamamlanmıştı. Bu olay bana koşullar ne olursa olsun hatta en ''ümitsiz'' durumlarda bile bir probleme çözüm bulmanın her zaman mümkün olabileceğini öğretti. Her an bir şeyin icat edilebileceğini ve çok basit gibi görünen bir şeyden son derece şaşırtıcı ve harika sonuçlar ortaya çıkarabileceğini anlamıştım.
İlk patentimi aldığımda heniz 10. sınıftaydım. Daha sonra yaptığım başka buluşlar da oldu. Patent bürosunda çalıştığım günlerde başka mucitlerle tanışma olanağı buldum. Her geçen yıl yaratıcılık mekanizması konusuna daha fazla ilgi duyar oldum. Buluşlar nasıl yapılıyordu? Mucidin zihninden ne geçiyordu? Çözümler nasıl oluyor da bir anda ortaya çıkıveriyordu?
Siz de bir mucit olmak istermisiniz? Öyleyse aşağıdaki problemleri çözmeye çalışın.

---
İşte Triz , yani Теория Решения Изобретательских Задач yani Teoriya Resheniya Izobretatelskikh Zadatch yani The Theory of İnventive Problem Solving yani Yaratıcı Problem Çözme Kuramına böyle başlıyorum.Kitaptaki diğer ilginç problemleri buraya yazıp sizlerle paylaşacağım.

İn Triz We Trust

Yukardaki Genrich Amca'nın hikayesini okurken mutlaka fon müziği olarak şu şarkıyı dinleyin , küçük Genrich in Kominizm rejimi Rusya'sını hissedeceksiniz.

Blind Guardian- The Bard's Song

22Mar/090

Paketleme

po

Marketlerden aldığımız içeceklerin kutusuna para verdiğimizin , coca cola'nın kutusunun içindeki coladan daha pahalı olduğundan haberdarmıydınız?10 tl civarı bir şarabın başında bulunan mantar'ın o şarabın maliyetinin %40 -%60 ını oluşturuduğunu biliyormuydunuz? Neden? çünki mantarın elde edildiği mantar ağacının( latincede Quercus suber) soyu tükenmekte ve dünyada sadece portekiz , ispanya ve kuzey afrika ülkelerinin sahil şeridinde yetişiyor.
ok
Mantar bu ağacın yüzeyindenki kabuğun iç yüzeyinden yapılıyor ve baya meşakkatli işlemler sonucunda şarap mantarına dönüşüyor.Dolayısıyla beğenmediğimiz köpek öldürenin mantarı astarından daha pahalıya mal oluyor.

Coca Cola'da da durum aynı 330 ml lik Coca Cola 'nın tenekesi , içindeki coladan daha pahalı. Cola sektöründe 330ml lik bir bir colada tenekenin ürüne göre maliyet oranı %70 civarı.Aynı şey az biraz hata payı ile cam şişelemede de geçerli.

Birada da durum aynı cola sektörü gibi cam ve metal şişelerde maliyet oranı %70 civarlarında.

Memba sularında ise paketleme oranındaki uçurum daha fazla.Nedeni ise hammaddenin çok daha ucuz olmasından dolayı. Allah vergisi kaynaktan direk membalama ohh mis iş.Küçük şişelerde kar marjı oranı membaya göre daha fazla.
memba

Gelelim asıl yere. Dünyadaki öz kaynaklar tükeniyor. Mantar ağacı, metaller, organik ürünler.. Bu İçecek devlerinin mallarını satmaları için paketlemeye ve dolayısıyla paketlemede kullanılan hammaddelere ihtiyaçları var. Şirketler için geriye 2 seçenek kalıyor ya sattıkları ürünlerin paketlerini geri dönüşümle kazanacaklar büyük yatırımlar yapıp geri dönüşüm tesisleri kuracaklar (ki aşırı pahalı ve üretim planlama için sorun oluşturuyor)ya da tüketicilere yerinde satım yapacaklar seyyar bir şekilde .Aklınıza hemen sokak satıcılığı gelmesin.Koskoca Coca cola sokak aralarında cola satacak hali yok heralde. Paketlenmiş şekilde ürün sattığı yerlere(market, tekel vs..) toz olarak getirecek, orada karışımı yapacak ve depo sistemi ile malı üreticiyle buluşturacak.(Mc donalds, Burger King, Arby've   KFC deki  sistem tamamiyle bu, cola toz olarak gelir ve cola karışım restoranlarda elde edilir).

Bunun diğer bir değişik yöntemi ise bozuk para ile cola aldığımız makinelerden litre hesabı cola almak.Tüketiciye minimum paketleme maliyeti , maksimum kar ile ürünü gagalamak pardon satmak.

Bu dediğim olay elbette önümüzdeki 10 yıl içerisinde hayal. İçecek sektöründe paketlemede tamamen petrole bağımlı olunduğu düşünüldüğünde , en iyimserinin bile 50 yıl sonra petrolun tükeneceği öngördüğü ve günde 1 milyon (yazıyla bir milyon) teneke coca colanın tüketildiği bir dünyada yukardaki abzürd öneriler hiç de kaçınılmaz değil.

Tüm coca cola sevenlere gelsin. Megadeth - Dawn Patrol

Sözleri:

thermal count is rising
in perpetual writhing
the primordial ooze
and the sanity they lose

awakened in the morning
to more air pollution warnings
still we sleepwalk off to work
while our nervous systems jerk

pretending not to notice
how history had forebode us
with the green house in effect
our environment was wrecked

now i can only laugh
as i read our epitaph
we end our lives as moles
in the dark of dawn patrol